Kadıköy'den Bursa Sabahına Birkaç Rastlantısal Gözlemim
Bazen düşünüyorum da, bu sabahki kaos, benim için gezegenimizdeki o büyük kozmik dansın en minik bir yansıması değil mi? Bursa’nın uyanış sesiyle karışan iki küçük insan uğultusu, kahvaltının o mükemmel ama dağınık hali... Sanki vücudumdaki her şey, uyumlu bir frekansta çalışmaya zorlanıyor ama bunu yaparken sürekli olarak beklenmedik aksiliklerle karşılaşıyoruz.
Bu denli hareketli bir yaşamın ortasında, bazen hiçbir şeyin neden önemli olduğunu anlamak gerekir. Bu "rastgelelik" dediğimiz durumlar, benim için aslında birer veri noktası oluyor. Bunları ya yönetiyorum ya da o beni yönetiyor. Ve bu hafta, özellikle beni güldüren veya düşündüren birkaç böyle anım oldu. Bunları yazmak istedim, belki de bu kaosun yarattığı o çılgın bilinci biraz olsun kağıda dökmek için.
Bu Haftanın Kontrolsüz Gözlemleriim
Bu liste, bir tür "durum kaydı" gibi. Hiçbir bilimsel derinliği yok ama benim için o anın özetini tutuyor.
- Pazar Öğleden Sonraki Yumuşak Direniş: Geçen Pazar, o çok sevdiğim ama aynı zamanda tahammül sınırımı zorlayan anlardan biri yaşandı. Yeni yaptığımız nohutlu ekmekleri deneme seansıydı bu. Her ikisi de aynı anda, farklı bir gerilimle kaşıklara uzandı ve sanki o ekmek parçacığı, bizim hayatımızın zorluklarını temsil ediyormuş gibi, her iki taraf da ayrı birer hücumla ona saldırdı. Sonuç mu? Her şey dağıldı, ama o dağılan parçalarla kurduğumuz yeni bir oyun oldu. Direnişten kabullenmeye geçiş epey uzun sürdü.
- Mutfak Orkestrası ve Müzik Teorisi: Çocuklar uyuklamaya yüz tuttuğunda benim için ritim bulma seansı başlıyor. Seslerin farklı frekanslarda birleştiği anlar oluyor. Birinin derin nefes alış verişi, diğerinin kumaş sürüklemesi ve benim çay kaşığıyla uğraşım... Bunların hepsi, eğer doğru bir filtre uygulanırsa, amatör ama samimi bir senfoni oluşturuyor. Hiçbir yere oturmamış gibi görünseler de, kulağa gelince bir bütünlük var.
- Ahşap Oyuncakların Felsefesi: Yeni bir oyuncak yapımına başladık; basit bir tren yolu. Başlangıçta, parçaların birbirine oturmaması üzerine büyük bir direnç oluştu. Bu dirence karşı koymak yerine, ben o parçanın "burada olma zorunluluğu"nu kabullendim. Birkaç farklı açıdan denedim ve sonunda, sanki her parça kendi varoluş amacını bulmuşçasına yerine oturdu. Bu, hayatın en güzel dersi olsa gerek: bazen her şey olması gerektiği gibi değil, sadece olduğu gibi yerine oturur.
- Beklenmedik Enerji Transferi: Sabahın erken saatleri oldu. Her şey dingin olmalıydı, öyle değil mi? Oysa benim iki küçük koşucum yine zirvedeydi. Koşuşturma, bir anda enerjinin tamamen kontrol dışı akışa geçtiği an. Ama sonra dönüp baktığımda, o saf ve karşı konulmaz enerji patlamasının aslında evin bütün temposunu belirlediğini görüyorum. Bu kaosu sürükleyen benim değil, onlar oluyorlar. Ben sadece kaptanım galiba bu geminin.
İşte benim küçük laboratuvarımın günlük raporu bunlar. Her şey öngörülemez, her şey kaotik ve sürekli bir 'yapım aşamasında'. Ama ben bu kaosu sevmek zorundayım. Çünkü bu kaos, benim gerçeğim ve aynı zamanda en büyük maceram.