Kaosun İçinden Gelen Kahkahalar ve Tamamlanmayan Görev Listeleri
Bazen düşünüyorum da, bu iki küçük canavarın hayatımıza girişiyle birlikte gelen bu ritim denen şey var ya, işte o bambaşka bir gezegenmiş. Sanki biz bu gezegene gelmeden önce de vardı, sonra onlar geldi ve bütün fizik kurallarını değiştirdiler. Eski düzende her şey planlıydı, belli bir akışı vardı. Şimdi ise her sabah alarm kurmak yerine, büyük ihtimalle günün ilk görevi "Bu sefer uyanmamışlar mı?" kontrolüdür. Ve bu, en az o alarm kadar stresli bir görev olabiliyor.
Sabahın erken saatleri, yani güneş henüz Bursa'nın o yeşil vadilerini nazikçe okşadığı anlar... İşte benim 'savaş alanım' başlıyor. Bir tanesi sanki vücudunda bütün bir enerji santrali varmış gibi, en ufak bir uyumsuzlukta bile yüksek sesle protesto ediyor. Diğeri ise benim en büyük sınavım oluyor; bütün günümüze yayılmış, zamanında gelmeyen bir görev gibi. Kahvaltı hazırlığı yaparken bile bu küçük dramalar devreye giriyor. Bir önce mükemmel kesilmiş avokadoyu inceliyoruz, sonra ikinci olarak o havuç çubuğu bütün bir bilimsel makalenin konusu oluyor. Sanki bu sebzenin rengindeki en ufak kırmızı ton, bütün günümüzün gidişatını belirleyecekmiş gibi tartışmalar çıkabiliyor.
Oyuncaklar ve Bitmeyen Projeler
Geçenlerde bütün günümüzün büyük bir kısmını, benim yarattığım o basit ev oyuncaklarından biri yüzünden harcadığımızı fark ettim. Evet, benim malzemelerim çoğunlukla mutfak artıklarından oluşuyor; kuru fasulye taneleri, temizlenmiş makarna çeşitleri ya da eski bir bez parçası. Çocuklar için bu basit şeyler, onların hayal gücüyle buluştuğunda kutsanmış hazineler oluyor. Ama bu 'kutsal hazine'nin bir parçası olan o son bağlantıyı kurmak, onları ikna etmek bazen bütün günün en uzun müzakeresi oluyor. "Ama bu parçayı buraya koyarsanız, o kırmızı balık uçurucu gibi olurmuş!" diye bir dirençle karşılaşıyoruz. Ve ben de, sabrımın incecik ipliğine sarılmış halde, yeniden o konunun teknik detaylarını anlatmaya başlıyorum.
Bu süreçte en büyük egzersizim de belli oldu sanırım: Esneklik egzersizi. Birinin yere düşüp bütün günahlarını benim üzerime yüklemesi, ardından gelen o "anne bunu neden hemen düzeltmiyorsun?" bakışı... buna nasıl cevap veriyorum bilmiyorum, sadece derin bir nefes alıp, "Bak canım benim, bu düşüşün ardında neler yaşandıysa onu birlikte inceleyelim," diyebiliyorum. Ve bu basit cümlecik bile, aslında bütün benim içsel kabul mekanizmamın bir sonucu. Kusurlar var, aksaklıklar var; ama bu kusurların tamamı da, gelip beni kahkahalarla yüzleştirenlerdir.
Sanırım anne olmak ya da belki de sadece bu üç yaş dönemiyle dans etmek, sürekli bir "olgunlaşma süreci" gerektiriyor. Eskiden her şeyi kontrol altında tutmaya çalışırdım; bu hareketli, kaotik ve sürekli yeniden tanımlanan üç boyutlu yaşam mühendisliği ise bambaşka bir seviyede. Ama bu kaostan çıkan o beklenmedik, en saf neşe anları var ya; bir sonraki deneme için gereken enerji kaynağım onlar. Ve ben, bu karmaşık sistemin en sabırlı, en gönüllü operasyon yöneticisiyim sanırım. Şimdi sıra temizlikte, yarın yine bu büyülü kaosa bırakıyoruz kendimizi.