Pişmeyen Hamurdan Maceraya: Bu Kaosun Altın Kuralı
Selamlar sevgili okurlarım ve bu çılgın koşturmacanın eşiğinde olan ruh halim.
Bazen düşünüyorum da, bu hayat denen şeyin bir denge noktası var mı? Benim için ise o denge; sabah uyandığımda üç yaşındaki iki minik enerji santralinin bana sunduğu, cevaplanması gereken binlerce sorunun ve yerine getirilmesi gereken sonsuz görevin somut hali oluyor. Burası Bursa, benim mutfağım ve aynı zamanda bu küçük maceranın yönetim merkezi. Ve kabul etmeliyim ki, bazı günler bu "yönetim" kelimesi bile yetersiz kalıyor. Sanki bir yandan dağınık bir bilim laboratuvarını, diğer yandan da duygusal bir tiyatro sahnesini aynı anda yönetiyorum.
Bu geziye "Rastgelelik" diyorum, ama benim için bu rastgelelikten ziyade öngörülemez girdilerin sürekli çıktığı bir sistem gibi. Sabah kahvaltısı vakti geldiğinde, bu benim için basit bir beslenme rutini değil; bu, tam teşekküllü bir lojistik operasyonu. Birinin kırmızı biberden ne kadar hoşlandığını, diğerinin ise o günkü vitamin takviyesini bilinçaltıyla mı yoksa yüksek sesli bir protesto ile mi belli ettiğini çözmek gerekiyor. Eğer bu parçaları doğru zamanda, doğru kombinasyonla birleştiremezsem, günün geri kalanı o küçük dramaların yankısıyla geçecek.
Oyuncaklar ve Bilimsel Hipotezler
Geçenlerde, çocukların oyunlarına ayak uydurmaya çalışırken kendimi bu "sistem mühendisliği" tarafında buldum. Ahşap kutulardan çıkardığımız o basit oyuncaklar vardı ya, bir önceki yazıda bahsettiğim gibi onları yaparken bile ne kadar mantıkla hareket ettiğimi fark ediyorum. Eskiden bir mekanizmayı kurarken uğraşırdım; her parça, bütünün o anda doğru bir işlev görmesi için kritikti. Şimdi ise bu parçalar, onların ellerinde bambaşka bir anlam kazanıyor. Bir kaşık artık kürek olabilir, ulaşamadığı yere uzanmak için kullanılmış bir mancınık görevi görebilir ya da en önemlisi, o anki öfkesini veya aşırı heyecanını dışa vurmanın güvenli bir kanalı.
Ve işte bu kısım, benim için sabrın en iyi egzersizi oluyor sanırım. Eğer ben o anda mükemmeliyeti beklersem, sistem çöküyor; çünkü onlar zaten varoluşun kaosuyla yaşıyorlar. Benim görevim, o kaosa bir uyum sağlamak ve bu öngörülemez enerjiyi sevgiyle filtrelemek.
Kontrolü Bırakmanın Altın Anı
Sanırım bütün bu olaylar beni olgunlaştırdı. Eskiden bir şeyin planlandığı gibi gitmemesi benim için başarısızlık demekti. Şimdi ise, o sapmaların kendisinin bu maceranın en değerli kısmı olduğunu anlıyorum. Eğer her şey mükemmel giderseydi, acaba bu günlük tutulacak kadar dramatik olmaz mıydı?
Bu kusurlu dengeyi kurmak, bu beklenmedik turnu gibi gelen her olayı kabul etmek... İşte tam da bu benim şimdiye kadarki en başarılı "tasarım"ım. Kusurlarıyla, sesleriyle ve bazen de gözyaşlarıyla beni yanıma çeken bu küçük canlılar benim en karmaşık ve en tatmin edici mühendislik projem. Ve bu maceraya devam edeceğiz, çünkü kim bilir; belki de bir sonraki öfke nöbeti, aslında yarının en parlak keşfine dair ipucunu taşıyordur.