Koşuşturmacanın Ötesi: Bir Annelik Günlüğü

#anneolmanınbilimi

Rastgeleliğin Kusursuz Ritmi: Üç Yaşlık İki Projenin Süreci

Selamlar sevgili okuyucularım ve benimle aynı frekansta olan diğer kaotik varlıklar.

Geçenlerde aklıma takılan bir kavram vardı: Rastgelelik. Sanki benim bu yaşam mücadelesinin, yani iki üç yaşındaki canlı organizmanın bakım sürecinin tam olarak bir uygulaması gibi geldi kulağıma. Bu kadar öngörülemez, bu kadar değişken ve buna rağmen inanılmaz bir düzen içinde yürüyormuş gibi görünmek… Sanki ben de bu kaosu, bilinçaltımda bir metodolojiye dönüştürmeye çalışıyorum.

Geçmişte, yetişkin yaşamının o düz çizgili, planlı süreçleriyle uğraşırdım. Bir tür sistem kurmaya çalışırdım; her değişkenin, her çıktının matematiksel olarak öngörülebilir olduğu bir dünya hayal ederdim. Sanki hayat, mükemmel ayarlanmış bir saat gibiydi ve benim görevim sadece dişlileri yerine oturtmaktı. Ama bu iki küçük mucize ortaya çıkınca, bütün o mühendislikten vazgeçmek zorunda kaldım.

Buradaki değişkenler; uyku döngüleri, beslenme ritimleri ve o vücuttan gelen beklenmedik ses frekansları. Benim için bu, bir tür tersine mühendislik. Bir şeyi doğru çalıştırmak yerine, olanı kabul edip onu nasıl bir ritme oturtacağımı çözmeye çalışıyorum.

Mesela, geçen hafta sonu o büyük uykuya geçiş ritmini çözmeye uğraştık. Sabahın en ideal olduğu düşünülen saatlerde bile bir direnç vardı. Sanki vücut, bilinmeyen bir sinyali bekliyordu ve biz o sinyali sağlamaya çalışıyorduk. Bir keresinde, bütün gün geçmeyen bir huzursuzluk vardı onda; bu, benim kurduğum rutinlerin uyumlu olmadığı anlamına geliyordu. Ona sakinleştirici bir melodi eşlik ettik – basit, ninni türünde bir ses. Bu benim için de bir veri toplama süreciydi aslında; hangi frekans, hangi jest, hangi fiziksel temas, sistemin kabul edilebilir bir sonraki duruma geçmesini sağlıyor?

Bu süreçte öğrenilen en büyük ders şu oldu: Kontrolü bırakmak, aslında en yüksek seviyede kontrole ulaşmaktır.

Eğer her şeyi kontrol etmeye çalışırsanız, enerji harcarsınız ve ulaşacağınız tek yer tükenmişlik olur. Eğer aksine, bu küçük canlıların vücut dilini dinlemeyi öğrenirseniz; o ağlamanın tonunu, direncin geldiği noktayı sezgisel olarak yakalamaya başlarsanız; o zaman bir tür karşılıklı dans kuruyorsunuz. Ve bu dans, her seferinde farklı bir adım gerektiriyor. Bir gün hızlı ivme kazanıp uykuya dalarken, ertesi gün sanki bir volkanik aktivite yaşanıyor da onu sakinleştirmek gerekiyormuş gibi.

Bu benim için, akademik olarak bir "sistemsel sürüklenme" yaşantısıysa da, duygusal olarak bu sadece sevgi dolu bir teslimiyet. Bu rastgelelik değil; bu, kendi içindeki kusursuz uyumu bulma çabası. Ve bunu yaparken, belki de hayatın en temel ve en güzel mekaniğini çözmüş oluyorumdur. O kaotik enerji, nihayetinde bazen en huzurlu durma noktasına ulaşıyor.

Yarın yine yeni bir senaryo bizi bekliyor. Şimdilik bu ritimle yetinelim.

Elifşan