Koşuşturmacanın Ötesi: Bir Annelik Günlüğü

#ailehayatı

Koşturmanın Arasında Bulunan O Küçük Huzur Molası

Bazen kendimi düşünüyorum da, burası Bursa’da yaşayan bir ev hanımı olmaktan çok, küçük ölçekli bir yaşam mücadelesinin tam ortasındayım. Üç yaşındaki iki canavar... Hayır, vazgeçtim bu benzetmeden. Onlar benim küçük, yürüyen, konuşan ve sürekli yeni bir keşfe hazır üç yaşındayım. Ve ben de bu maceranın, hem en büyük komedi hem de bazen de hayatımın en gergin sahnesi olan başrol oyuncusuyum. Eğer bu süreç, bir survival şov gibi geliyorsa, sanırım ben de yarışmacıyım ve ödülümüz sadece akşam yemeğinde kimin kazanacağı üzerine kurulu.

Geçen günlerde bu bitmeyen görevler listesi beni gerçekten zorladı. Sabahın köründe başlayan operasyonlar, öğle uykusunun bir sonraki büyük felakete zemin hazırlaması ve akşamın o bitmeyen enerji patlamasına ulaşması... Sanki bu dört duvar arasında bir termodinamik deneyi yapıyoruz da, biz de o deneyin yaşayan parçalarıyız. Sabah kahvaltısını hazırlarken bile üzerimde garip bir gerilim var. Çünkü biliyorum ki, o minik eller birkaç dakika içinde tasarladığım kusursuz özenle hazırlanmış tahıl kasesini, "Bu yeşil şey gelmiyor!" diyerek bir dağ gibi görüyor. Ve işte o an, ben de o yeşil şeyin neden bu kadar mükemmel bir lezzet profiline sahip olduğunu anlatmaya çalışıyorum.

Görevler Listesi ve Mucizevi Çözümlerimiz

Bu rutin bazen bir dans gibi olmaya çalışıyoruz. Benimle mükemmel uyum sağlamayan bu iki minik vücut, bazen inanılmaz bir senkronizasyon yakalıyorlar. Örneğin, bugünlük görevimizti: "Yer seviyesindeki tüm parlayan nesneleri toplama ve sürünüp kaçan o küçük oyuncak arabayı bulma." Bu görev, iki farklı yaşın entelektüel kapasitesini kullanmayı gerektiriyor ve ben de bu komutları veriyorum. Peki, bu kaosu yönetirken ne oluyor? İşte burası benim en çok övgü beklediğim nokta sanırım, ya da belki de sadece ayakta kalmaya çalıştığım an.

Benim için bu süreç bir çeşit sabır egzersizi gibi oldu. Eskiden, hemen tepki vermek gelirdi; ses yükselir, sinir gerilir ve ortamdaki bütün uyumlu hava dağılırdı. Şimdi ise bilinçli olarak bir filtre kullanmaya çalışıyorum. Onların o bütün dünyanın merkezinde oldukları halini kabul ediyorum. Olay, sanki benim üzerimdeki o "önemli yetişkin" tamponuyla oluyor. Önce nefes alıyorum, sonra durumu gözlemliyorum: "Tamam, bu sefer yine kırmızı çorabın hikayesini çözmeye çalışıyorlar. İyi."

Bu kabul, sanırım en büyük egzersiz benim için. Mükemmel olmaya çalışmak yerine, bu anın kusurlu güzelliğini kucaklamak gerekiyor. O çamur içinde macera yaşayan elleri, yere düşmüş olsa bile tekrar en yüksek sesle anlatmaya hazır oldukları o hayal güçleri... İşte bunlar, benim doğal beslenme denemelerim ya da evde basit oyuncaklar yapmam gibi görülmeyecek kadar derin deneyimler. Bunlar, yaşamın en saf haliyle gerçekleştiği anlar.

Akşam olduğunda ve nihayet o büyük "kaçış" yaşanıp, üzerime biriken bütün parçalarla yatağa girdiğimizde, günün tüm gürültüsü bir anda odaya hapsolmuş gibi oluyor. Ve sonra gelen sessizlik... O an, tüm günün kaosundan sonraki o kutsal, bazen de sadece birkaç dakikalık huzur. Ve ben düşünüyorum ki, bu bitmeyen koşuşturmacanın ötesinde bir şeyler var buna değiyor. Çok daha fazlası var.