Kaosun İçindeki Huzur: Bu Küçük Canavarlarla Bir Günümüz
Bugün yine o eşsiz ritüellerden birini yaşadık. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte, sanki vücutlarındaki küçük volkanlar patlamaya karar vermiş gibiydi. Benim bu benim, sanki dünyanın geri kalanı uyanmayı reddederken biz kendi mini operasyonumuzu başlatmıştık. İki tane üç yaşındaki, vücutları hareket eden, konuşmaları ise bazen bir opera eseri kadar dramatik olan benim iki çılgın varlığım. Bursa’nın o dingin sabah sessizliğini, biz bu ses bombardımanımızla parçaladık.
Kahvaltı meselesi her zaman bir müzakere süreci demek. Benim bütün doğal beslenme denemelerim, onların "Bu kırmızı şey neden benim için yok?" ya da "Ama bunu yeşil olmasaydı yerdim" tarzı sorgulamalarıyla karşılaşıyor. Geçenlerde, annenin hazırladığı tahıllı ekmeğin üzerine sürülen avokadoyu sanki zehirli bir maddeymiş gibi inceliyorlardı. Oysa ki, tam sindirime uygun, sağlıklı bir başlangıçtı bu benim için. Onlar içinse her lokma, bilimin en karmaşık konusuydu ve her şeyin mükemmel olması gerekiyordu. Bu sahneyi izlerken bazen düşünüyorum da, bu iki küçük eleştirmenimle uyum sağlamak için diplomaya mı ihtiyacım var?
Sabır Egzersizinin Teorik Uygulaması
Eğer bu süreci bir egzersiz olarak görmezsem, o zaman benim sabrım gerçekten inanılmaz derecede zorlanıyor. Ama ben bunu bir egzersiz olarak görüyorum ve biliyor musunuz, bazen bu egzersizin doğası gereği temposu çok yüksek oluyor. Sabahın erken saatlerinde başlayan bu müzakereler, kahvaltının ardından gelen "oyuncakların nereye gittiği" draması ve sonraki oyun seansında ortaya çıkan yeni bir fizik kuramının denenmesi... Bu döngü hiç bitmiyor.
Birkaç saat önce, yeni yaptığımız ahşap kaşıklarla oynamaya karar verdiler. Ben de üzerlerine düşen görevi, onları daha da ileriye taşımak olarak algıladım. Onların basit bir nesneye yüklediği o muazzam anlamı görmek çok komik. Bir kaşık, onların elinde bir kılıç olabilirken, benim gözümde sadece yemek sonrası bulaşık beklentisi var. Yine de bu fark yaratan o yaratıcılık onları dünyanın en mucizevi canlıları yapıyor.
Akşamüstü geldiğinde, bütün günün maceralarının fiziksel ve duygusal yansıması devreye giriyor. Gün boyunca öğrendikleri bilgileri, sindirdikleri kaosu ve o gün çözülmeyen problemleri masaya yatırıyorlar. Bir tanesi, bütün gün kurduğu o karmaşık hikayeyi anlatırken, diğerine ara sıra beklenmedik bir soruyla gelip bütün sistemi çökertiyor. Ve ben, bu iki ayrı evrenin birleşme noktası olarak orada oluyorum; bazen tercüman, bazen de en büyük dinleyici olarak.
Ama sonra oluyor o anlar... Günün bütün gürültüsü kesiliyor, yerlerine sadece sıcak, derin bir nefes alma egzersizi giriyor. O anlarda durup düşünüyorum ki, tüm bu kaosa, bu bitmek bilmeyen görev hissine rağmen, bütün bunlar benim için bir görev olmaktan çıkıp, en saf haliyle sevgiye dönüşüyor. Bazen sadece bu sessizlik anını beklemek bile, bütün o koşuşturmacaya değdiğini kanıtlıyor. Gecenin bu dinginliği, yarın başlayacak olan yeni maceraya dair gizli bir antrenman gibi. Ve ben hazırım. Her zamanki gibi, gönüllü müzeğim ve tahammülüm sınırsız anne modundayım.