Koşuşturmacanın Ötesi: Bir Annelik Günlüğü

#basitoyuncaklar

Alani Kırdığımız Oyuncaklarla Kurulan Sonsuzluğa Doğru Bir Diyalog

Son birkaç gündür elimdeki malzemelerle bir şeyler üretmeye çalışıyorum. Bursa’nın nemli havası, o hafif baharat kokusuyla karışmış gibi geliyor her şeyin bir hikayesi var. Üç yaşındaki iki enerji bombasını sakinleştirmek, onlara sadece "ben buradayım" mesajını vermek için bile inanılmaz bir enerji gerektiriyor. Ve bu enerjinin önemli bir kısmını da benim, elime aldığım eski mutfak eşyalarıyla kurduğum bu sessiz diyalog harcıyor.

Bu süreç, benim için bir tür terapi. Çünkü onlar —yani çocuklar— sürekli yeni bir şey talep ediyorlar. Bir önceki günün macerası neden yetmedi? Oysa dün kurduğumuz o ‘kule’ bugün devrilmiş ve tüm parçalar yere dağılmış durumda. Şimdi, o dağılmış halden yola çıkarak yeni bir yapılandırma yapmam gerekiyor. İşte bu döngü, benim de hayatıma çok benziyor sanırım; bir önceki günün planlarının tamamen çöktüğü, ancak elimizde sağlam malzemeler kaldığı anlar.

Geçenlerde bulundu birkaç eski plastik parça vardı bunlar. Sanki bir amacı yokmuş gibi duruyorlardı; oysa biz anneler, her dağınıklığın altında potansiyel bir yapı taşı buluruz ya. Onlarca kez denedim, parçaları farklı açılardan görmek zorunda kaldım. Bir köşesi yuvarlak, diğer tarafı kesik gibi... Sanki her bir oyuncak parçası, o anki ruh halimdeki küçük bir değişken gibi. Önce kızım "Bu neden düşüyor?" diye soruyor, ben de bunu çözerken, aslında kendi zihnimdeki o "Bu neden tutmuyor?" sorusuna cevap arıyorum.

Kaosun Kusursuz Tasarımı

Bu oyunlar, basitçe doğanın kendi yasalarını taklit ediyor. Bir denge noktası bulmak, bir sonraki hareketi öngörmek... Tıpkı bütün bu koşuşturmaca gibi. Bir ayak sallanır, tüm sistem adapte olur; bir ağlama bastırılır, ortamdaki gerilim başka bir çıkış yolu bulur. Bu yüzden bu eşyaları kullanmak benim için sadece oyun değil, aynı zamanda kontrol mekanizması kurma pratiği. Eğer bu basit parçaları düşmeden bir araya getirebilirsem, bilinçaltımda da o anlık kriz yönetimi becerisini geliştirmiş oluyor gibi hissediyorum.

Bu küçük başarılar, büyük bir zafer sayılıyor benim için. Çünkü bu zafer, mükemmeliyetle ilgili değil; adaptasyonla ilgili. Ve biliyorum ki yarın sabah yine bu küçük, anlamsız parçalarla uyanacağız. Bir kule örneği üzerinden gidelim: Dün kurduk, çöktü. Bugün aynı parçalarla ya da farklı bir küçük ekleme ile (belki de evin içinden bulduğum o tek renkli çorapla) yeniden ayağa kalkacak. Ve bu dayanıklılık, benim de bütün gün kurduğum sabır katmanlarının en somut hali oluyor galiba.

Hiçbir zaman "Bunu yapamıyorum" diye düşünmüyorum bu süreçte. Çünkü biliyorum ki, en karmaşık görünen her kaotik anın bile altında, bir sonraki uyku vaktine kadar var olacak en basit ama en güçlü neden yatıyor. O nedeni bulmak bazen de bu rastgele parçaları bir araya getirmek kadar zorlayıcı olabiliyor. Ama işte, biz böyleyiz işte; bizi bu küçük takıntılarımızla, kurduğumuzlarla ve bozduklarımızla yaşatıyoruz.