Koşuşturmacanın Ötesi: Bir Annelik Günlüğü

#oyuncaklar

Rastgelelik Mucizesi: Anneliğin 'Olması Gereken' Senaryosundan Kurtulmak

Selam sevgili takipçilerim. Buralarda yine benim gibi her şeye 'hem evet hem hayır' diyen bir ruhla kaybolmuşum galiba. Bu aralar beni en çok düşündüren şey, hayatın o bildiğimiz gibi ilerlememesi. Sanki hepimiz büyük bir doğaçlama gösterisindeyiz ve senaryoyu o an üretmek zorunda kalıyoruz. Bu durumun bir 'incelemesi' veya 'artıları/eksileri' olmalı diye düşünmeye başladım. Öyle değil mi? Her şeyin bir kılavuzu varmış gibi beklentiye düşüp sonra yüzleşiyorum ki, bu hayatın kendisi bir kılavuzsuz maceraperest.

Bu durumu, tıpkı yeni bir oyuncağın kurulum kılavuzunu okumaya çalışmak gibi düşünebiliriz. Her şeyi yerli yerinde, mükemmel bir sırayla olması gerektiği algısı var zaten bizde. Ama anne olunca anlıyorsun ki, buradaki 'parçalar' bazen gözünden kaçan bir yere düşüyor, bazen de beklenmedik bir köşede ortaya çıkıyor. Örneğin, sabah uyanınca her şeyin mükemmel bir dinginlikle başlaması gerektiğini hayal ediyorum. Kadife perdeler, kuş cıvıltısı, masada demlenen bir bitki çayı... Gerçeklik ise tam tersi oluyor. Üç yaşındaki iki enerji santrali, yere düşürdุก ellerindeki o parlak plastik parçayla bir bütün halinde bağırmaya başlamışlar. Benim görevim bu iki ses yüksekliğini aynı anda yönetirken, aynı zamanda akşam yemeği için mercimek çorbasını kaynatmaya başlamak. Bu, hangi kurulum kılavuzuna uyar acaba?

Kusurlarımız (Ve Onların Güzelliği)

Eğer bu 'rastgele olay akışı'nı bir ürün olarak değerlendirsek, ilk dikkat çeken kısım kesinlikle 'Kusurlar' oluyor. Beklediğim gibi düzenli bir döngü yok. Bir gün mükemmel uyku saatleri yakalanmış gibi geliyor; sonraki gün o döngü tamamen çöküyor ve ben bu sefer 'Acaba bugün hangi yeni biyolojik ritüle uyanacağız?' moduna giriyorum. Bu belirsizlik, bazen beni gerçekten çaresiz bırakıyor. Bir de o beklenti ki, her şeyin yetişkin bir mantıkla çözülmesi lazım. Oysa tam tersi oluyor. Bir görev var: oyuncağın parçalanmış haliyle, yere düşmüş olan ve üstüne bastığımız o minik kumaş oyuncakla bir hikaye yaratmak. Ve bu hikayenin devamını getirmek benim sorumluluğumda değil, onların yaratıcılık kaslarında.

Artıları: Bu Kaosun Nihai Ödülü

Ama sonra geliyor o 'Artılar' kısmı. Ve inanılır gibi değil, bu rastgelelik sayesinde bulduğumuz en saf mutluluklar bunlar. Geçenlerde, bütün gün birbirleriyle mücadele ediyorlardı; birinin ayağına takılmış kaşığını, diğerine bilinçli olarak atmıştı. Bu iki küçük savaşın ardından gelen o sessizlik... O an, ikisinin de uykuya dalmış olması ve ben üzerime çöken bütün o hareketli enerjinin ardından gelen derin, hak edilmiş sessizlik. Bu sessizlik, dünyanın en pahalı ve en değerli ritüelidir benim için. Bitmek bilmeyen bu görevin sonunda gelen o kısa, kutsal boşluk. Ve bu sessizlik sırasında fark ediyorum ki, en iyi oyuncaklarımız onlar oluyor zaten. O anki halinin kendisi bile bir performans sanatı.

Sonuç olarak, bu 'rastgelelik' ya da benim ağzımdan bu kaotik akış, bazen beni bitiriyor; diğer zamanlarda ise yeniden varoluşun en saf halini keşfediyorum. Eğer bu durumu yönetmek bir öğrenim egzersiziyse, konunun ödevi asla bitmiyor; sadece farklı varyasyonlarla kendini yeniliyor. Sabahın erken saatlerindeki bu tam bilinmezlik hali bile, akşam buyurduğunda o tatlı yorgunluğa dönüşüyor. İşte bu, benim Bursa’daki küçük dairemin içinde sürdürdüğüm en büyük keşif yolculuğu.